YERLERDE GEZEN HATIRALAR
…
Yerlerde gezen hatıralar var korulukta;
Yapraklar, atılmış nice mektuplara eştir.
Mehtaba çalan sapsarı benziyle ufukta,
Binlerce dalın verdiği tek meyva güneştir.
***
İçlenme tabiattaki yekpare kederden,
Yas tutma dağılmış diye kuşlarla çiçekler.
Onlar dönecektir yine gittikleri yerden,
Onlarla giden günlerimiz dönmeyecekler.
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
İçinde bulunduğumuz kış günlerinde işte size, aramızdan 1973’te ayrılmış büyük bir ustanın insanın içine içine vuran “KIŞ BAHÇELERİ” şiirinden son iki kıta. Artık bu havada melankoli mi yapılır, geçmiş güzel(!) günler mi hatırlanır, doludizgin koşan hayatta iki nefeslenip kendinize gelmek için mi kullanılır bilemem, orası size kalmış.
Anlattıkların karşıdakinin anlayabildiği kadardır…
Yazıya bu şiirle başlayınca merak ettim şimdi; MEVLANA’nın deniz genişliğindeki gönlünden çıkan bu sözlerinden hareket edersek, ÇAMLIBEL’in anlattıkları kime nasıl etki eder acaba? Üstad ömrünün son dönemlerini yaşayan bir adamın kendi hayatını bir kış bahçesine benzetmesini anlatmış. Hayatın her anının değeri, geçmiş anılara ağıt, hepsi gittikten sonra elde kalan yalnızlık vs. tamam; ama karşıdaki ya ömrünün başlarında ise, o genç ne düşünür ? Bu merakımı gidermek için önce bu soruyu kendime yönelttim.
Eski tarz şiirlerden, kafiyelerden pek hoşlanmayan biri olarak, bu şiiri ilk okuduğumda önce, yavaş yavaş geçmişte kalmaya başlayan kelimeler ve ifadelere takmıştım.
-Daha o kadar hatıram yok ki korulukta (bir tane vardı galiba, ama ortamdaki iki üç ağaca koruluk dersek olmaz)
-Eskiden bir iki mektup yazmışlığım vardı ama artık kimse mektup yazmıyor sanırım
-Mehtap değil de ay desek ?
-Tabiattaki yekpare keder ? Vay vay vay ifadeye bak (bunda ciddiyim)
-Pek yas tutmuyorum, tamam ilkbahar olur dönerler
….veee son cümle… ZINK! (içime oturma ifadesi)
Haydi bakalım, tekrar başa döndüm mü? Evet. Bir daha, bu sefer -yolları benden önce arşınlamış bir adama ait- her satırı daha saygılı okumaya başladım mı? Başladım… Gereken dersi çıkardım mı? Galiba çıkardım. Hayırlı olsun… da, ya bazen hayatın bizi koşmaya zorlamasını ne yapacağız…
Nehirle birlikte akmak
Eski bir arkadaşımın benzetmesinde hayat, çoğu zaman hızlı, nadiren de yavaş akan bir nehir gibiydi, İnsanlar da nehirle birlikte yüzen küçük balıklar. Nehir hızlı aktığında, o tempo içinde nereye doğru gittiğini göremeden sularla birlikte savrulur, nadir sakin bölgelerinde kendini dinlemeye fırsat bulurdu. Dediğine göre bazen nehir onun karşısına bir sürü başka balık, dal parçası, kaya çıkartırmış; arkadaşım bunların bir kısmıyla bazen istemese de birlikte yüzermiş, bazen de nehrin güçlü akışı onu istediği sevdiği şeylerden ayırırmış.
Hayatıyla benzetme kurduğu daha bir sürü “Nehir Hikâyeleri” vardı, ama hepsi bizim konumuz değil. Sonuçta balıkların (pardon insanlar diyecektim) nehre etkisinden ziyade, nehrin nasıl baskın bir şekilde içindekilerin yaşamlarını etkilediğine dair düşünce yapısını oluşturmuştu.
Nehir hikâyelerini ben de çoğu zaman hayata benzetmeme ve beğenmeme rağmen, bakış açısındaki kötümserliği, “ne yaparsan yap durumun budur” söylemini bir türlü oturtamazdım kendi bakışıma.
Rüzgâra karşı bir yelkenli
Bir yelkenli de edilgendir rüzgar gibi büyük bir güce karşı. Ama “illa ki istediği yere varmak amacıyla” bazen yan bazen düz alır rüzgârı, adım adım gider hedefine doğru…
Bak bu benim bakışıma daha çok uydu.
İşimiz zor
Bir o tarafa baktık bir öbür tarafa, gene “denge” denen noktaya geldik. Zor valla bu iş; hem geçen her anı değerlendirmeyi bileceksin, hem nehirde/rüzgârda “savrulmadan” planlı kontrollü gitmeye çalışacaksın, hem de bu hayattan keyif almaya çalışacaksın. Hayat daha kolay olamaz mıydı sanki?
Galiba olmuyor. Olsa bile güzel olmuyor.
İşimiz zor, ama hayatı hayat yapan nüans o zorluklarda gizli.
“Yaşıyor olmak” ve “Yaşamak” size de farklı gelmiyor mu ?
İlk yazının son sözü
Bu arada, nehirdeki balıklardır, yerlerde gezen hatıralardır derken sakın kendimizi, hayatımızı küçümsedik sanmayın. Sizi de küçük balık sananlara (TAGORE’ye içinizden bir selam verip) deyin ki :
“Yıldızlar ateş böceği sanılmaktan korkmazlar.”