Hayatımız mücadelerle doludur. Millet olarak tarihimize bakınca da zaten fetihlerle, zaferlerle ve kahramanlıklarla karşılaşırız. Atalarımızdan devraldığımız mirası taşıyoruz ruhumuzda. Asiyiz, delikanlıyız, gözüpekiz vb. birçok özellik sayılabilir. Ataürk’ün devrimlerinin gençleriyiz. Onun verdiği mücadeleyi sürdürüyoruz, onun açtığı yolda ilerliyoruz ve bu sorumlulukla yaşıyoruz.
Bizler de hep bir savaş vermiyor muyuz? Kimi zaman sisteme, kimi zaman devlete, kimi zaman hayata karşı. Beğenmiyoruz söylüyoruz, belki bir şeyler değişir umuduyla. Kaybetmek de kazanmaktır bazen. Savaşlar da pes etmek olmaz; bize, Atatürk gençliğine yakışmaz.
Dışarıya karşı verdiğimiz baş kaldırıyı aslında, en çok da kendi içimizde veriyoruz. Kendi içimizde savaşlar yaşıyoruz. Duygularımıza, düşüncelerimize, hayatımıza... Kendi duvarlarımızı yıkmaya, kendi sınırlarımızı fethetmeye çabalıyoruz. Kaybettiğimizde çabuk atlatıyoruz, yakın bir zaman içinde tekrar başlıyoruz. Bu böyle sürüp gidiyor, ta ki hayat bitene kadar.
Hayat da bir savaş işte. İçsel yolculuğumuzun verdiği çetin bir mücadele. Dışardakilerin aksine burda teke tek bir mücadele var. Bize karşı biz. Kendi kendine çekilen kılıçlar, iç dünyamıza karşı başlattığımız top atışları ve sonunda kimin kazandığı belli olmayan bir savaş. Kazansak da yenilsek de kendimize karşıyız. Yaşam içindeki zorluklar, gel-gitler ve buhranlara dayanabilmenin en güzel yolu.
Bizim de ordumuz; deneyimlerimiz sayesinde biriktirdiğimiz pişmanlıklar, öğütler ve kazançlar. Her gün okuduğumuz harekatın yaşama açılan türü. Doğumla başlayan ölüme kadar süren, bitmek bilmeyen bir savaş. Yürümeye çalışmak, okumak, çalışmak, sevmek vb.
Savaşların sonunda yara almak çok büyük bir olasılık. Uğruna mücadele etmeye değdiği, inandığın şey için bedeninde izlerin kalması kadar güzel ne olabilir ki?
Senin için doğru ise, sonuna kadar git; düşsen de kalkmayı bilirsin. Elbet yanında birileri olacaktır. Kendi kendini kahraman ilan edersin. Kazandım dersin hayata haykırarak! İlk ateşi sen açarsın, son nefesini verme pahasına.
İnsan hayatla olan mücadelesini kazandıktan sonra, dış etkenler önemsiz kalır. Artık onlara da yetecek gücü vardır. Zayıf ve güçlü yanlarımızı bilmek yeterlidir.
Winston Churchill’in dediği gibi: “ İnsanın tek düşmanı kendisidir, onu da cesaretiyle yenebilir. ”
Savaş bir sanattır; kurallarını kendi koyduğun, sonunda yazılan bir destan misali...