`Günaydın!` demek dilimize ne zaman yapışmaya başladı bilmek isterdim doğrusu... Geçenlerde yaşadığım enteresan bir `sıkıntı` neticesinde öğrenmiş bulunuyorum ki hizmet sektörü çalışanlarından dahi (insan hakları çerçevesinde ele alındığında) istemezlerse müşterileri ile selamlaşma, nezaket çerçevesinde konuşma, ve en azından ters cevap vermeme gibi basit uygar uygulamalar beklenemiyor. Bu iddianın desteklenir tarafı nedir bilmiyorum, ama günümüzün zorlama alternatifsizlikleri arasında (ister marka seçimini, ister politikayı, ister eğitimi düşünün...) tek kıstas güçlülük olunca bir süre bu böyle gider gibi...
Aksi giden işler ve zor gelen yaşam şartları (gelir-de-fazlasıyla-gider, sınav, trafik, işsizlik vs.) insanları ters ve içine kapanık yapmaya devam ediyor. Hal ve gidiş bu olunca gergin ve aksi insanlardan oluşan bir toplum olup çıkıyoruz. Karşılıksız nefes alıp vermeyen, iş gelmeyecek yöne bakmayan birbirini ezip geçen bir `hırtlar` topluluğu olmaya az kaldı. Sonuçta bu da bir eşitlik/eşitlenme, yani toplumun tüm bireyleri aynı cinnet seviyesinde ise belki bu da bizi ayakta tutar, tabii bir patlama yaratana kadar... Hem yeterince dolup da şiddetle taşabilirsek birkaç kıtayı da beraberimizde götürebiliriz...
Aslında huzur imitasyonlu yaşam da bir eşitleme çalışması. Hergün karşılaştığınız insanların hal-hatırını sormak; tanıdık, gördük ve sevdiklerinize iyi davranmak; karşılığında size aynı şekilde davranılmasını beklemek ve aksi durumları eleştirmek bu yolun yolcusu olduğunuzu gösterir. Böyle yapmasanız olmaz mı? Tabii ki olur ve zaten oluyor... Ama insan karşısındakine ilgi, sevgi ve saygı gösterdikçe toplumun varlığını ve değerlerini vurgulamış oluyor. Yani sadece dar çevrenizdeki aileniz, işiniz ve eşiniz size destek olursa hayatınızı devam ettirebileceğinizi değil, genelde bu ülkenin ortamında kaygılanmadan varlığınızı sürdürebileceğinizi ve geleceğinizi planlayabileceğinizi hissettiriyor.
Asansörde karşılaştığınız genç/yaşlı bazı insanların sizi selamlaması veya tanımadığınız bir sokağa girdiğinizde bir esnafın sizi buyur edip hal-hatır sorması aslında hem bir nezaket gösterisi hem de bir güvenlik kontrolü. Bu kişiler iyi niyetli ama temkinli olarak yeni gelene yol anlatıp yardım ederken o bölge (sokak, bina, köy..) insanının birlikteliğini de temsil etmiş oluyor. Hala böyle davranışları devam ettirenler var, ama siz hiç karşılamadıysanız, hiç görmedi-duymadıysanız düşünün ne kadar birbirine ilgisiz bir toplum olduk.
Birbirinden haberdar olmak, geniş çevrenizde işlerin yolunda olduğunu görmek için biraz gülümsemek ve `Günaydın! Nasılsınız?` diyebilmek bence olabilecek en ucuz güvenlik sağlama/anti-terör metotlarından biri. Simitçiniz sizin olduğunuz tarafa bakarken o gün alışveriş yapmayacakken de selamlaşsanız; garsonluk yapan birine sadece bahşiş değil bir de `teşekkür` bıraksanız; komşunuzla sadece apartman toplantısında kalorifer kavgasına girerken değil de sık sık laflasanız; iş arkadaşlarınızın o hafta neden çok sigara içtiğini anlamaya çalışsanız...
Ben hemen hergün aynı yoldan neredeyse aynı saatte geçerken, yolda karşılaşmaya alıştığım insanları göremezsem birşeylerin ters gittiği hissine kapılıyorum. Uzaktan da olsa tanıdıklarım arasında başı önde olanlara en azından bir selam verip dertlerini söylemek isterlerse dinliyorum. Çoğunlukla gümrükten geldiğini iddia eden sahte parfüm satıcılarını, yol soracağım deyip dilenen insanları da dinliyorum. Bunları yaparken bir kaybım olduğunu düşünmüyor, katkım varsa yapıp, sarpa sarıyorsa izin isteyip yoluma devam ediyorum. En azından gözüm kaygılarından dolayı aklı karışmış dikkatsizlikten başına bir iş gelebilecek birini, veya kendini olduğunda farklı gösteren ve problem çıkarabilecek başka birini görmüş, ben de kendimi hazırlamış oluyorum... Bu neye yarar? Bilmeyenleri bırakın merak etsinler...
Birbirine daha sıkı bağlarla bağlı, daha çok konuşan, birbirinin isteklerini, sorunlarını ve kusurlarını anlayabilen bireyler; beş benzemez topluluk parçacıkları yerine gerçek bir toplum olmak için sizleri gülümsemeye ve selamlaşmaya davet ediyorum...