Çiçeği küçümsemek, tanrıyı küçümsemektir. Canlıdır nihayetinde. Aksi durumu söz konusu olmaya yüz tutarsa; pozitif bilimlerce ayıp sayılır. İnsan gibi yaşmaktadır.
Çiçek; Öyle ilginç bir bitkidir ki; her an her yerde gereksiz gibi görünüp, gerektiği yerde görünen bir bitkidir.
Mesela yolda. Varlığı fark edilmez bile. Yokluğunda ise gül bahçeleri ile özlenir.Yalandan.
Kendi halinde yasemindir, karanfildir veya papatyadır. İsimleri satın alınıp ya da satıldığında önemlidir. Yolda ise hepsinin ismi birdir. Kısacası: "Çiçek."
Konuşmaz, bağırmaz, nefes alır ama dürüsttür. Kaçmaz. Yürüdüğünü fark ettiniz mi? Yürümezde. Durur. Hiç kıpırdamaz.
Rüzgarın, yağmurun, depremin……, tabiatın her türlüsüne rağmen boynu hep diktir. Dikine büyür. Hayatı her sabah güneşle dikine karşılar. Eğilmez.
Toprak onun doktorudur. Onsuz olamaz. Su verirse içer, vermezse, içmediğinden değil, bir gün ezileceğini bildiğinden solar.
Oradadır çiçek. Topraktan ayrılmaz. Hastalanır. Ama bu rahatsızlığı devam ederse başka arılarla başka doktorlar bulur.
Bizim buralarda ise hep arılarını bekler çiçekler. Başka bir arıya değil iltifat, tenezzül dahi etmezler. Sevdiği için ölümüne beklerler ve bekledikleri içindir ki hasretleri ile ölürler.
Çünkü sevdiği dün gece yarısı başkasıyla kaçmıştır…..
Üzülme… Öyle güzel bir söz var ki;
Elbet yüzüm gülecek
Göz yaşlarım dinecek
Bu karanlık günlerin
Bir gün sonu gelecek….