Aralık ayı başında şirket toplantımız nedeniyle Hindistan’daydık. Hindistan ile ilgili gözlemlerimi bir başka yazıya bırakacağım. Ancak, toplantının benim için güzel taraflarından biri, Robin Sharma ile geçirdiğimiz iki saatti. Buradan bazı notlar aktarmak istiyorum sizlere...
Bazılarınız Robin Sharma’nın Ferrarisini Satan Bilge kitabı okumuş olabilirsiniz. Koza Kelebeği Bilmez ya da Sen Ölünce Kim Ağlar? kitapları da bilinenler arasında. Robin Sharma, kişisel gelişim teması içinde değerlendirilen kitapları ile bu alanın en çok satan ve hatta en çok sözü geçenlerinden. Yaklaşık on yıl önce çok iyi kazanan bir avukatken, işini bırakıp kendi yolunu çizmiş, bugün de dünyanın dörtbir yanında seminerler veriyor, konuşmalar yapıyor, büyük şirketlerin yöneticilerine liderlik üzerine koçluk dersleri veriyor.
Konuşma sırasında aklıma takılan bir soruyu ben sormadan yanıtladı. Robin Sharma avukatlığı bıraktı ama şu anda da belki avukatlıktan çok daha fazla para kazanıyor. Acaba bize söylediğinin ve gösterdiğinin aksine mi davranıyor? diye düşünüyordum o anda. Burada küçük bir nüansı kaçırdığımı o sorulmamış soruya değinirken anlatmış oldu. “Şu anda yapmak istediğim işi yapıyorum. İstediğim, insanlarla dünyanın neresinde olursa olsun bir araya gelmek ve onlarla öğrendiklerimi ve bildiklerimi paylaşmak. Bundan başka hiçbirşey –para dahil- beni sıcak yatağımdan kaldırıp, saatlerce uçak yolculukları yapıp buralara kadar getirmez.” dedi. Çok güçlü bir söylem olduğunu düşünüyorum, siz ne dersiniz? Ne yaparsanız yapın severek yapın diyor, seveceğiniz bir nokta bulun. Ve ona gereken zamanı harcayın. O zaman severek yaptığınız bir işin size kazandırdığıyla da mutlu olursunuz. Belki de insanın her yaptığı işte kendine bunu sorması gerek “Nasıl hissediyorum?” Bundan sonrası -özellikle maddi kazanca dair olanlar- sadece üçüncü kişilerin yorumu olarak kalır yalnızca (benim düşüncemi yorduğu gibi)... Esas olan o kişinin kendi bedeninde mutlu hissetmesidir kendini (R. Sharma) “az” da kazansa “çok” da kazansa (ki bunların da göreceli kavramlar olduğunu söylemeden edemeyeceğim).
Robin Sharma konuşmasında Picasso’dan da bir alıntı yaptı. Picasso’ya dehasının sırrını sormuşlar. Picasso “Odaklanmak artı zaman eşittir deha” demiş... Robin Sharma da aynı alıntıyı iyi bir lider nasıl olur sorusuna cevap vermek için kullandı. Aslında bu denklem hayattaki her adımımız için geçerli değil mi? Yapmak istediklerimiz için, sınavlar, derslerdeki başarılarımız, hobilerimiz, değer verdiğimiz kişilerle olan ilişkilerimiz, hemen hemen herşey için geçerli... Önem verdiklerimize yeterince odaklanır ve gerekli zamanı ayırırsak beklentilerimizin karşılığını da alırız. Bu bana Ajda Pekkan’a mal edilen (benim Ajda Pekkan versiyonunu duyduğum) bir başka alıntıyı hatırlattı. Ajda Pekkan’a beş dakikada söylediği bir şarkı için aldığı paranın çok olduğunu düşünüp düşünmediğini sormuşlar. O da “o yalnızca beş dakika değil, otuz yıl artı beş dakika” demiş. Bu yazı alıntılardan gidiyor galiba, bu cümleyi bitirir bitirmez aklıma Küçük Prens’teki bir söz geldi (aynı sözü farklı şekilde de yorumlarız ama) tam bu bahsettiğim emek ve odaklama konusunda da söyleyebileceğimi düşündüm. Küçük Prens, gülü ile ilgili kitabın bir yerinde der ki; “Gülümü değerli kılan ona verdiğim emektir...” Bu noktadan sonra artık daha fazla yorumda bulunmak istemiyorum (Küçük Prens’ten bir alıntı genelde beni susturur..:)
Söz sözü açtı ikinci yazım kişisel gelişim makalesi gibi oldu sanırım, Robin Sharma’nın stilinden etkilendim herhalde...:) Konuşmasının sonunda bir tane soru sormayı başardım. Hayata dair genel bir soru... Yukarıda bahsettiklerimle ilgisi var mı derseniz, hem “var” hem “yok”, olmak da zorunda değil zaten...:) İş, okul, hayat sonuçta her öğrendiğimizi yaşamımızı güzelleştirmek için kullanmıyor muyuz? Dedim ki, “İnsan bir yalanı yaşamadığını nasıl anlar? Yani yaşamak istediği hayatın kendi hayatı olduğunu ona ne söyler: mantığı mı, ruhu mu yoksa kalbi mi?” Çok güzel soru dedi, duraksadı biraz sonra Kalbi herhalde dedi... Açıkçası benim beklediğim cevap “hepsiydi”... Çünkü yaşamımız, canımız her sıkıldığında yaptığımız işi bırakıp gitmekle değil, yaşamımızın amacını doğru anlamak ve gerçekten kalbinin ona verdiği mesajı mantığı ve ruhuyla onaylatmakla çoğalır, eğer bu ikisi kalbi sözcü seçmemişler ise...
2008 dileğimi de bu yanıttan hareketle oluşturdum, arkadaşlarıma da yeniyıl kartlarımda bu dileği yazdım. Şimdi sizlerle de paylaşmak istiyorum...
Dilerim kalbiniz; ruhunuz ve mantığınızın sözcüsü olur... 2008’de ve daima..