Doğru Tercih
Ana Sayfa | DT Programları | dogrutercih.tv | Hakkımızda | İKÜ
Doğru Tercih

2007 ÖSS SAY-2 Türkiye 1.si İle Röportaj

2007 ÖSS SAY-2 Türkiye 1.si İle Röportaj

Yücel Nalbantoğlu: 1990, İzmir doğumlu. Salih İşgören İlköğretim Okulu’nda 2. sınıfta eğitimine başladı. Özel Ege İlköğretim Okulunda burslu öğrenci olarak eğitimine devam etti ve mezun oldu. 2003 Özel Okullar Sınavı Türkiye 5. si olarak Amerikan Robert Koleji öğrencisi oldu. 2007 ÖSS’de SAY-2 Puan türünde Türkiye 1. oldu. Şu anda Sabancı Üniversitesi’nde Mühendislik ve Doğa Bilimleri bölümü öğrencisi.  

 

SORU: Merhaba Yücel, geçtiğimiz son iki yıl ÖSS sürecine girdin ve 2007 ÖSS’de Türkiye birincisi oldun, başta aileni, öğretmenlerini ve yakın çevreni mutlu ettin. Diğer adaylar için imrenilecek bir duygu yaşadın. Aynı yollardan geçecek adaylar için senin yolculuğunun nasıl geçtiğini diğer arkadaşlarla paylaşmak istedik.

 

Senin için ÖSS ne ifade ediyordu ile başlayalım istersen. Amerikan Robert Kolej öğrencilerinin genellikle yurtdışındaki üniversitelere de başvuru yaptıkları bilinir. Senin de böyle bir tercih hakkın varken Türkiye’deki üniversitelere hazırlanmayı tercih ettin. Türkiye’de kalıp ÖSS’ye hazırlanmayı tercih etmenin anlamı neydi? Bu kararı verirken önceliklerin ne olmuştu?

 

Yücel Nalbantoğlu: Ben özel okullar sınavına ya da liselere giriş için hazırlık zamanında dershanelerin denemelerine giriyordum. Hiç çalışmadan girdiğim halde bursluluk kazanıyordum. Zaten Özel Okullar Sınavı’nda da Türkiye 5. si olmuştum. LGS o kadar da iyi değildi, İzmir Fen Lisesi’ni yedek listeden kazanmıştım. Çalışmadığım halde test başarısı geliyordu. Robert Kolej’e başladığımda o sene ilk kez uygulandı sanırım, ben de dahil 24 öğrenci hazırlık sınıfını okumadık. Doğrudan birinci sınıftan başladım. Çok zor geldi, sudan çıkmış balık gibi olmuştum çünkü öğretmen bir makale veriyor, onunla ilgili düşüncelerimi istiyordu. Benim de dilbilgisi yönüm çok iyidir, ama bu tür şeyleri çok rahat yazamıyordum. Ayrıca benim için bir sorunun cevabını bulmak çok önemlidir, bildiğim şeyi paylaşmasam da olur diye düşünürüm. Cevabı bilmem onu söylememden daha önemlidir. Ama okulun öğrenciye “düşünceni söyle, itiraz et, kendini ortaya koy!” diyen bir kültürü var. Benim sessiz, çekingen hatta içedönük diyebileceğim bir tarzım var, bu daha sonra “Ben yapamıyorum, konuşamıyorum…”a döndü. Yurtdışı başvuruları için de okul ortalaması önemlidir. Benim sözlülerim de çok yüksek olmuyordu. Kendini ortaya koyan öğrenci olmak gerekiyordu. Çok çalışmadığım halde geçmiş başarılarım vardı testle ilgili, okulun tarzı da beni zorlayacak gibiydi. Ben ÖSS’ye hazırlanmaya karar verdim. O zaman Amerika için hazırlanmak benim için daha zor olurdu.

 

SORU: Başlarken kafandan neler geçiyordu? Sınava hazırlık sürecinde bazı öğrenciler “Bir üniversiteye gireyim de fark etmez neresi olduğu” diyebiliyorlar ya da “İstanbul dışına hayatta çıkmam” gibi düşünceleri olabiliyor. Sen bu sürece girerken gireceğin bölümü ya da üniversiteyi belirlemiş miydin? Nasıl bir planın vardı?

 

Yücel Nalbantoğlu: Ben laboratuarda olmak istiyorum, araştırma yapmak istiyorum. Beni asıl çeken bölümler özelikle Kimya ve Biyoloji. Türkiye’de biyoloji ile uğraşmak istesem yapmak istediğim şeyleri yapamayacağımı düşündüm. Sırf para getirir diye şirkette yönetici olmak istemiyordum. Öyle isteseydim Boğaziçi Üniversitesi’nde herhangi bir mühendislik bölümü okurdum Mühendislik programları da ağırlıklı olarak Fizik ve Matematik içeriyor. Mühendislik programları benim asıl ilgilendiğim şeylerden uzak. Türkiye şartlarında mümkün olsa temel bilim okurdum, özellikle de Biyoloji. Şu an Mühendislik ve Doğa Bilimleri’nde okuyorum, henüz bölüm seçmedik ama ben Biyoloji Bilimleri ve Biyomühendislik düşünüyorum. Üniversite için Amerika’yı düşünmemiştim ama şimdi Amerika’ya gitmek için hazırlanıyorum.

 

SORU: ÖSS’ye hazırlanmaya ne zaman ya da nasıl başladın?

 

Yücel Nalbantoğlu: Lise 2. sınıfta dershaneye geliyordum. Ama en başından kendimi gelecek seneye sakladım, çok rahat davranıyordum, hatta dönem sonuna doğru devamsızlıklarım bile oldu. O yüzden lise 2’de biraz açığım oldu. Lise 3’ün başında Ağustos’ta hızlandırma döneminden önce ve o dönemde oturdum lise 2’den açıklarımı kapattım. Sonra hızlandırma dönemi düzenli takip ettim. Okul başlayınca bıraktım. Kasıma kadar çok az soru çözdüm. Okul tatil oldu, o arada asıldım. Okul başlayınca tekrar bıraktım. Ben çok düzenli çalışamıyordum. Okul varken bırakıyordum, tatil olunca toparlıyordum. 2. dönemde aynı şey oldu. Okul açılınca bıraktım, nisan tatilinde yine açıkları kapattım.

 

SORU: Peki yolun başında derece yapmak gibi bir niyetin var mıydı yoksa bu daha sonra şekillenen bir şey mi oldu?

 

Yücel Nalbantoğlu: Ben zaten ÖSS’ye hazırlanma kararı verdiğimde Türkiye birincisi olacağım demiştim. Hatta Lise 3’te başka bir kuruma da kayıt olmayı da düşündüm. Derece yapan öğrencilerine ödül veren bazı kurumlar daha ortada bir şey yokken yayınlarına derece yaparsam diye yayınlarına abone olmamı teklif etti. Ama benim bu kuruma ve hocalarıma duygusal bir bağım var, ben de emekleri vardı, bir sene birlikte olduğum hocalarım bana o kadar emek harcamışlardı, adam akşam evine gidecek kalmış benim sorumu çözmüş… Başka bir yere gitmeyi doğru bulmadım, öyle bir şey yapamazdım. Ödül de önemliydi tabi. Ben şimdiye kadar ilköğretimde de Robert Kolej’de de burslu okudum. Girdiğim deneme sınavlarında bir şekilde dereceler geliyordu. Özel okullar zamanında öyle olmuştu. ÖSS için de öyle olacağını düşünüyordum. Ailemin durumu iyi olsa ödülü çok umursamazdım ama yapacağım şeyleri yapmam için kaynak yaratmam lazımdı, bunu da ancak aklımı ya da bilgimi kullanarak yapabilirdim. Lise 3’ün başında benimle konuşan hocalarıma zaten Türkiye 1. si olmak istediğimi söyleyerek başlamıştım.

 

SORU: ÖSS’ye hazırlık süreci çoğu öğrencinin yaşadığı gibi sıkıntılı bir süreç olabiliyor. Öğrenciler üniversiteye giriş için özellikle lisenin son iki yılı giderek yoğunlaşan bir tempoya giriyorlar. Dershaneye gitme ya da başka türlü özel ders alma ihtiyacı hissediyorlar. Hal böyleyken sorumlulukları artıyor, aynı zaman aralığına birçok şeyi sıkıştırmak zorunda kalıyorlar. Okul sınavlarına yükleneyim derken dershaneye yönelik çalışmalar geri planda kalabiliyor ya da tam tersi durumlar yaşanıyor. Senin açından böyle bir durum söz konusu oldu mu? Dengeleyebildin mi çalışmalarını? Sen bu süreci nasıl yaşadın kısacası?

 

Yücel Nalbantoğlu: Ben çok düzenli çalışan biri değildim. Okula gittiğim zamanlar bırakıyordum, tatil olunca toparlıyordum. Hızlandırma başlamadan önce Lise 2’den kalan açıklarımı kapattım. Sonra hızlandırma dönemi düzenli takip ettim. Okul başlayınca bıraktım. Yani tamamen bırakmıyordum ama çok cüzi şeyler yapıyordum. Kasıma kadar çok az soru çözdüm. Okul ara tatile girdi, ben o orada biriktirdiklerime asıldım. Okul başlayınca tekrar bıraktım. 2. dönemde aynı şey oldu. Okul açılınca bıraktım, nisan tatilinde yine açıkları kapattım.

 

Ben evde zaman geçirmeyi severim. Çok fedakarlık ettiğim sosyal   hayat olmadı. Ama ocak ayında sol dizim çıktı, dizlikle bastonla idare ettim, ameliyat olmam gerekiyordu ama sınavdan sonraya erteledik. Sömestr tatili bitiminde de sağ dizim çıktı. Daha sonra tekrar sol dizim çıktı. Yani okul ve dershane dışında doktora gidiyordum. Nisan tatilinde rapor aldık, 1-2 hafta dinlendim. Bu arada okula giderken çözmediğim soru bankaları ve yaprak testleri bitirdim, yalnız dergilere hiç dokunmadım. Halbuki %80’i daha önceden bitirilmiş olmalıydı. Bu arada yakınlarım özellikle ailem bu çocuk derece yapacağım diyor ama çalışmıyor, sonra hayal kırıklığına uğrayacak diye düşünüyorlardı.

 

SORU: Dershanenin belli başarı üzerindeki öğrenciler için düzenlediği özel çalışmaları, sınavları ve kamp ortamını görmüş oldun. Bu çalışmaların sana katkıları ne yönde oldu?

 

Yücel Nalbantoğlu: Aslında kamp benim için biz Şile’ye gitmeden önce başlamıştı. Benim bütün bir sene yapmadığım şeyler bir yığın halinde birikmişti. Çalışırken tüm derslerin testlerini karşıma bir anda dikmedim. Diyelim ki dokuz ders var dokuz ayrı yığın vardı. Ben çalışmaya başladığımda bu dokuz yığından bir dersin yığınını seçiyordum. O bitince başka bir yığına başlıyordum. Yalnızca o dersle uğraşırken diğer dersler kafama takılmıyordu. O biriken şeyleri tek tek sayfa sayfa inceledim. “Bu yanlışı bir daha yapar mıyım?” diye baktım. Dikkat sebebiyle bile yanlış yapmışsam “aynı hatayı yine yapardım” dediklerimi ayırdım. Bir defter oluşturdum, her sayfaya bir soru kalıbı, çeşidi yazdım; onunla ilgili önemli not aldım. Kampta da aynı çalışmayı sürdürdüm. Çok düzenli defter tutmam ama defterleri sayfa sayfa gözden geçirdim. Konu anlatımlı kitapları taradım. “Ben bunu unuturum veya kesin hatırlamam” dediğim konulara özellikle baktım. Ben çoğu arkadaşımın aksine sosyal derslerin daha önemli olduğunu düşündüm. Çünkü sayısal dersler zaten bildiğim ya da ilgi duyduğum şeylerdi. Sosyal derslerin konu anlatımlarına çalıştım. Yorum gerektirdiği için Türkçe ve sosyal en çok korktuğum kısımdı. Türkçe hocam yorumlamayı öğretti. Tarih coğrafya ve felsefenin testlerini çözdüm, özellikle gittim hocalarıma sordum. Yanlış yapıp kendim de sonradan çözemediğim sorulardan hocalara sormadığım hiç soru kalmamıştı. Kampta da günde 3 kere sınava giriyorduk. Benim de şu konuda açığım var, döneyim bakayım diyecek zamanınız olmuyordu. Ben öğlen seansına girmeyip, defterlerimi inceledim. Yılanların ağzı kapalıyken akciğerine ne oluyormuş gibi şeyler çalışıyordum. Çok keyifli geçti kamp benim için, hocalarla ayrı bir yakınlık oldu. Hepimiz özel sınıf öğrencisi olduğumuz için konuları bitirmiştik zaten. Özgün soru tipleri, detaylarla ilgilendik.

 

SORU: Biraz da seni iten faktörlerden bahsedelim. Okul dershane ve sağlık sorunlarıyla yoğun bir sene geçirdin, hiç isyan ettiğin zamanlar olmadı mı? Kendine koyduğun hedefte çok kolay değil. “Of yeter! Hep ders, hep test, nedir bu?” diye isyan ettiğin anlar oldu mu?

 

Yücel Nalbantoğlu: Tabi oluyordu, özellikle kamp döneminde. Kamp dönemi zirveyi görüp de ulaşamadığın yerdesin demekti. Öncesinde de çalışmalarım düzenli gitmediği için etrafımdakiler kaygılanıyordu, bu çocuk üzülecek diye. Ama demin de dediğim gibi benim ailemin durumu iyi olsaydı, ben ödülü çok umursamazdım. Ama yapacağım şeyler için kendime kaynak yaratabileceğim tek yol zekamı kullanmaktı.

Kampta başka bir frekans yakaladık hem hocalarla hem arkadaşlarla.

Örneğin yanlış soru çıkabiliyordu, bana teknik olarak sorunun şıklardaki cevabı anlatıldığında tatmin olmuyordum. Ama götürüp hocayla teorik olarak neden sorunun öyle sorulamayacağını, bilim adam kökenini konuşabiliyorduk. Onlarla da abi-abla yakınlığı yaşadık tabi ki onların etkisi de çok fazla.

 

SORU: Bize çok sık gelen sorulardan biri “ derece yapan aday kaç puanla başlamıştı? Ne kadar zamanda şu puana ulaşmıştı?” oluyor. Sen ilk denemende kaç puan almıştın? Nasıl yorumlamıştın sonucunu? Ya da kendi grafiğini takip ettiğin başka bir yöntemin var mıydı?

 

Yücel Nalbantoğlu: Ben hiç net-puan takibi yapmadım. Ben konu takibi yaptım diyebilirim. Bir de sıralamaya bakıyordum. O yüzden de hatırlamıyorum başlangıçtaki puanlarımı. Ama asıl yaptığım şey bir sınavda bir soru çıkmışsa ve ben yapamamışsam neyi yapamamışıma baktım önce? Hatta bazı sınavlardan çıktığım bile oldu. Sınav benim için öğrendiğimi gösterme ya da yanlışımı görme fırsatı veriyordu. Bana bir şey katacağını düşünmediğim sınavlardan çıktığım oldu.

 

SORU: Özel sınıf öğrencisiydin ve kampa deneyimi yaşadın? Senin gibi derece yapması beklenen bir grupla birlikteydin, bir kısmı arkadaşlarındı bir kısmını hiç tanımıyordun? Üstelik diğer kurumlarda hazırlanan adayların da varlığını biliyordun. Üstünde baskı hissettiğin anlar oldu mu? Çekindiğin kişiler, ya da sınav sonrasına yönelik nasıl senaryolar geçiyordu kafandan?

 

Yücel Nalbantoğlu: Özel sınıf deneyimi daha doğrusu frekansı çok farklı. Her öğrenciye uygulanamaz. Özel sınıfta çok özel şeyler yaşadım. Okul hayatımda yaşamadığım birçok şeyi bu sınıfta yaşadım. Hayatımda en çok iz bırakan öğretmenleri sorsalar liseden hiçbirini hatırlamam ama dershanedeki hocalarımı bu kategoriye koyarım. Bilgi işlemdeki abi ile iletişimimiz başka olmuştu. Hiçbir öğretmenimin eksiği olduğunu düşünmüyorum. Hem ÖSS bilgisi, hem sınav psikolojisi, hem ÖSS’ye bakışıyla başkaydılar. ÖSS dışındaki isteklerimize cevap verebiliyorlardı. En acı çekerek çözebildiğim dersler Fizik ve Geometriydi. Şu an bunları acı çekmeden yapabiliyorsam onlara borçluyum. Benim için hem Beşiktaş’ta özel sınıf öğrencisi olmak hem de kampta geçirdiğimiz dönem çok keyifliydi. Üstümde baskı hissetmedim. Zaten sınavlarda hep bizim sınıfın öğrencileri ilk sıralarda oluyordu. Ben de son dönemlerde ilk beşin içinde oluyordum. Tabi dalgalanmalar falan oluyordu. Sınav sonrası için de üniversiteye karar vermek kalıyordu.

 

SORU: Sınava hazırlık sürecinde seni en rahatsız eden şey neydi?

 

Yücel Nalbantoğlu: En son noktayı yani zirveyi ilk kez gördüğüm ama henüz varamadığım zaman çok sıkılmıştım.

 

SORU: Bu dönemde seni en çok rahatlatan ya da mutlu eden şeyler de olmuştur sanırım?

 

Yücel Nalbantoğlu: Fen Bilimleri Merkezi Dershanelerinin Beşiktaş Şubesinin özel sınıf öğrencisi olmak ve kamp dönemi benim için çok önemlidir. Ayrı bir frekans yaşadık. Hocalarla daha farklı bir şekle girdi iletişimimiz. En çok kamp döneminden keyif aldım.

 

SORU: Peki sonuçlar açıklanınca ne hissettin?

 

Yücel Nalbantoğlu: Zaten belli gibiydi. Çünkü arkadaşlarımın kaçırdığı küçük detaylar sayesinde yapabilmiştim. O defterlere bakmasam benim de yanılacağım sorular sordular. Sonra Biyoloji hocasının üç tane tahmin ettiği soru çıktı. Hatta bir soru da hocanın “genelde bu konuyu sormuyorlar” deyip ekstradan anlattığı yerden çıkması işimi kolaylaştırdı. Sınavlarda hiçbir soruyu boş bırakmam. Sınavda bir felsefe sorusunu yanlış yapmıştım, o da o an bana o doğru geldiği için işaretledim. Çok beklenmedik bir şey yaşamadık aslında.

 

SORU: Peki üniversiteye kayıt olduktan sonra neler hissettin? Hala Türkiye birincisi olmanın ağırlığını yaşıyor musun?

 

Yücel Nalbantoğlu: 1. olmanın ağırlığını çok hissetmiyorum. ÖSS sonrası liseden yaşadığım özgüven meselesi de çözüldü. Yine de 1. olmak yeterli değil. Sabancı Üniversitesi’ni 4.00 ortalamayla bitirmek istiyorum. Ama Türkiye 1. si olduğum için değil Amerika’ya gitmek için, lisans sonrası için.

 

SORU: Senin başarı öykünü dinlerken ÖSS’ye hazırlanan öğrencilerin de genellikle neler yaşayabileceğine ışık tuttuk. Böyle bir sonucu elde etmiş biri olarak üniversiteye hazırlanan arkadaşlarına önerilerini alabilir miyiz?

 

Yücel Nalbantoğlu: Ben sihirli bir formül söyleyemem, bunun için 1. olursun bunu yaparsan şöyle başarılı olursun diyemem. Herkesin kendine göre bir öğrenme yöntemi var. Ben dinleyerek öğreniyordum. Bazıları dersten önce kitabı karıştırır, konuyu önceden bitirir, kimisi çok fazla soru çözer vs. Önceden konuyu tek başıma okumak bana bir şey ifade etmez, anlamam, anlamışım gibi hissetmem, önce dinlemem lazım. Bence kendilerini bilmeleri çok önemli.

 

SORU: Umarım ÖSS’de gösterdiğin başarıları hayatının diğer alanlarında da yaşıyorsundur. Bize kendini anlattığın ve zamanını paylaştığın için teşekkür ediyoruz.

 

YÜCEL NALBANTOĞLU’NUN DERECELERİ

 

ÖSS 2007 DE ÖSS SAY-2 TÜRKİYE 1. Sİ

ÖSS-DİL (İng.) TÜRKİYE 1.Sİ

ÖSS-SAY-1 TÜRKİYE 3. SÜ

ÖSS-EA-1 TÜRKİYE 4. SÜ

 

 


Yorum yapabilmeniz için, üye olmanız gerekmektedir...
2008-05-16' da eklendi.
45659 kez okundu
0 kez tavsiye edildi
Yazdır
Favorilere Ekle
Tavsiye Et

Facebook' a Ekle
Technorati' ye Ekle
Digg' e Ekle
Google' a Ekle
Delicious' a Ekle
Yahoo' ya Ekle
SU' na Ekle

Etiketler :
2008 ÖSS Dönemi
Ders Çalışma
başarı öyküleri
Benzer İçerikler

Doğrutercih © 2013. Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Bu sitedeki çalışmaların tümü İstanbul Kültür Üniversitesi'nin bilimsel desteği ile gerçekleştirilmektedir.   Bize Ulaşın