Geçen hafta sonu yani tarih itibariyle 22-23 Marta denk düşen günlerde İstanbul Kültür Üniversitesi -bence- önemli bir sempozyuma ev sahipliği yaptı. Sempozyumun ana başlığı ‘Eğitim Psikolojisi’ idi. Günümüzde her türlü uzmanlık alanları gelişen teknolojiyle kendini bulmaya çalışırken eğitimin ve psikolojinin tartışılması gerçekten kayda değer bir çabaydı.
Sempozyumdan yine kafamda oldukça fazla sayıda soru işaretleri ile çıktım. Bundan şikayet ettiğimi hiç düşünmeyin, aksine bu, benim çok sevdiğim bir ‘kendimi düşündürtme’ yöntemidir. Kavramları sorgulamak için ÖSS’ye yine girmeye gerek yok. Sınava girmiş hatta çoktan mezun olmuşların uzun zamandır unuttuğunu düşündüğüm konulardandır; soru sormak, sorgulamak, acaba mı diye düşünmek…
Sınava girecek öğrencilerin de son zamanlarda her konuda kafasının karışık olduğunu, aşağıdaki gibi benzer sorgulamaları yaptıklarını gözlemlemekteyiz. Gençler:
· ÖSS nedeni ya da bahanesi ile ders çalışmaya başladığını hatta onların ifadesi ile ‘kendilerini aştığını’,
· geç gelen çalışma alışkanlığı nedeni ile birçok pişmanlıkları ya da küçük çapta kızgınlıkları yaşadığını,
· okul puanlarını geriye dönüp yükseltemeyeceklerini görmelerinin yarattığı hayal kırıklığının olduğunu,
· meslek/bölüm tercihlerini düşünmeyi sürekli ertelediklerini,
· toleranslarının her geçen gün azaldığını ve bir an önce ‘bitsin artık ’ duygusunu yaşadığını,
· bir yandan bu sınavın ailelerin mi yoksa kendilerinin mi olduğunu sorguladıklarını,
(kimi ailelerin öğrenciden çok heyecanlı ve istekli olduğunu görmekteyiz)
· yaşadıkları dönemin ‘gençlik’ mi ‘geç-lik’ mi olduğunu bile sorgulayamadıklarını ifade etmektedirler.
Gençler kendilerini anlatmak için bir şekilde sorular soruyorlar da onların rehberi olan bizler kendimizi tanımak için kendimize ne kadar soru soruyoruz. Yaptığımızı iş mi meslek mi belliyoruz? Bugün de geçti işte yarın ola hayrola mı diyoruz?
Rehber Danışman olarak çalışan arkadaşlar, lisans ünvanınız ne olursa olsun yapılan işin çok ciddiye alınması gerektiğinin farkındalar mı? Çok uzağa gitmenize gerek yok kendi hayatınızdan eminim bir öğretmen, danışman modeli belleklerde olumlu ya da olumsuz yerini almıştır. Duymuşsunuzdur ‘ben sınava hazırlanırken biri beni yönlendirseydi daha iyi olurdu’,‘bir üst tercihime girecektim ama istemediğim bir bölümde okumak zorunda kaldım’,‘rehber öğretmenim yaz bu bölümü, gelecek var dedi ama ben bölümde mutlu olamadım’ diyen içinde gerçekten mutsuzluk barındıran ifadeleri. Bu konuşmaları duymak için tercih dönemini beklemeye gerek yok. Şu anda sınava hazırlanan öğrencilerin gerçekten motivasyona ihtiyacı var, bir iki günlük ‘yaparsın canım’ gazına değil.
Düşüncenin ister istemez dile yansıdığına inanan biri olarak, kullandığımız dilin içeriğine dikkat etmemiz gereken bir zaman dilimindeyiz. Ağzımızdan çıkabilecek en ufak bir kelimeye gençlerin bel bağladığını unutmamak gerekir. Elimizde yeterince veri olmadan konuşmak, sürekli öğrencileri birbiriyle kıyaslamak, gelecek ile ilgili kehanetlerde bulunmak, öğrencinin getirdiği problemlere kişisel alanımızdan bakmak, bu saatten sonra yapamazsın demek, skor alanları içinde öğrenciyi boğmak, sürekli olumsuzu görmek, meslek alanının dışında davranmak, etik değerleri unutmak bir meslek uzmanında olmaması gereken tutumlardır.
Karşımızda Türkiye’yi aydınlatacak pırıl pırıl gençler olduğunu, onların bizlere ayna görevi yaptığını, unutmamalıyız diye düşünüyorum.
Yapılan işin önemini, sorumluluğunu bilen, kendisine ve mesleğine saygısı olan herkese kolay gelsin diyorum.