Elimdeki öğrenci kimliğini inceliyorum... Adım, soyadım, öğrenci numaram, somurtan resmim….Sinema gişesindeki görevliye “bir öğrenci” diyerek biletimi alıyorum; kitap alırken yaptığım pazarlıktaki vurucu cümlem “ben öğrenciyim”, günün altı koca saatini, haftanın beş gününü geçirdiğim mekan okul, ne iş yapıyorsun sorusuna tereddüt etmeden verdiğim tek cevap “öğrenciyim...”
İnsanlar kendilerini yaptıkları işle tanımlıyorlar; doktorum, memurum, tüccarım, nalburum vs…Benim tanımımsa gayet net öğrenciyim.
Yurdumda Leon, dünyada Leon The Professional olarak gösterilen çok sevdiğim filmi bilmem kaçıncı kez izledikten sonra profesyonelliğe farklı bir açıyla bakıp profesyonel öğrenci kavramını değerlendirmeye karar verdim. Profesyonellik kavramının pek çok açılımı var. Benim üzerinden gideceğim açılım ise “bir işi en iyi şekilde yapmaya çalışan, duyguları ile işi arasında dengeyi kurabilen kimse" açılımı. Şimdi bir doktor düşünelim. Başhekimle tartıştığı için ameliyatın ortasında çıkıp gidebilir mi? Geç vakitlere kadar film seyretmiş bir avukat sabahın köründeki ilk davasını kaçırabilir mi? Sonrasında müvekkiline yaptığı trafik vardı açıklaması sorunu çözebilir mi? Ya da performansı düşük bulunan bir bankacı, müdürüne bu aralar psikolojik sorunlarım var savunmasını kullanabilir mi?
Yazının bu kısmında öğrenci milletini Doğu Roma ve Batı Roma olarak ikiye bölerek inceleyelim:
AMATÖR ÖĞRENCİ: Bu öğrenci grubu boş zamanlarında öğrencilik yapan bir kitledir ki kendilerine sorulan boş zamanlarınızda ne yaparsınız sorusuna kitap okurum, ders çalışırım şeklinde dürüstçe cevap verir, öğretmenin kişiliğinden hoşlanmamışsa o derse çalışmaz, o dersi dinlemez, bu şekilde tavır sergileyerek öğretmeni kahrettiğini sanır, çalışkan arkadaşlar edinerek kısa süreli bilgi transferi ile not almaya çalışır, en sevdiği ders boş derstir, okulun en sevdiği mekanı kantindir, dershanesini seçerken metrekareye düşen kız sayısı ya da dershanenin bulunduğu caddenin popülerliği belirleyicidir, deneme sınavlarında ilk optiği o verir ama genelde boş verir, ders esnasında öğretmene hiç çaktırmadan telefondan msn’e girebilir, morali bozuk olduğu günlerde okula uğramayabilir…
PROFESYONEL ÖĞRENCİ: Öncelikle bu öğrenci versiyonu fotosentez yapan öğrenci grubu ile karıştırılmamalıdır. Profesyonel öğrenci başlıca işinin öğrenmek olduğunun ayrımındadır, işlerine duygularını karıştırmaz, matematikçiye kızıp matematikten nefret etmez, gereksiz ön yargıları yoktur, bilgiyi hazır almak yerine bilgiyi keşfetmeyi tercih eder, okuldaki kütüphanenin yerini bilir, kırkbeş aldığında hocaya gidip şunu bir elli yapın demez, cebinde cep telefonu dışında kalem ve silgi de bulunur, öğretmenlerini sadece fizikçi kimyacı olarak değil isimleriyle bilir, sevgilisinden ayrıldı diye okula devamsızlık yapmaz, canı sıkkın diye deneme sınavını yarım bırakıp çıkmaz, profesyonel öğrenci için de hayat pek çok oyunla dolu, zaman zaman yıkıcı etkisi olan, zaman zaman kontrolün dışında gelişen, doğumla ölüm arasında geçen, bazen kısa bazen uzun mesafe bir koşudur; yani hayat aslında her iki cephe için de aynı oranda kazık sorularla doludur…..
SONUÇ: Hayat bazen üstüne ağır bir duvar gibi çökebilir ama sen o duvarı delebilmelisin, denemelerin kötü gidebilir ama tüm gücünle yeniden deneyebilmelisin, kızgınlığın damarlarında dolaşabilir ama sükünetle dersini dinleyebilmelisin, çalışmaya başlamak için hayatındaki tüm problemlerin çözülmesini bekleme hayat problemin ta kendisidir fark edebilmelisin , aklından yüzlerce soru geçerken bir an tüm soruları dondurup sınav sorularına cevap verebilmelisin, kendine rağmen gösteri devam etmeli, çünkü ÖSS fena halde show must go on bir durumdur bilmelisin...