Olması gerekiyor muydu? Ya da ayrılmak mı gerekiyordu? Tam kestiremiyorum. Kar tanelerinin havadan yere düşüşünü seyrediyorum. Gökyüzünden yeryüzüne düşerken hiç birbirleri ile karşılaşıyorlar mıdır? Hiç içleri kaynıyor mudur insanlar gibi? Belki o düşüşte kavga da ediyorlardır. Küsüyorlardır.
Ne olduysa oldu. Kimse anlamıyor. Buhar halinde öyle sıcak öyle yoğunlaşarak sohbet ediyorlardı ki, bulutların göz kırpmalarına göz yumuyorlardı. Etraf aniden soğuyunca, onlar da aniden ayrıldılar. Yavaş yavaş düşüyor, dibe vuruyorlardı. Kiminle konuşuyorlar, akıl hocaları kimlerdi? Eller mi karışıyordu düşüncelerine? Hiç de görüşmüyorlardı. Ölseler birbirlerinden haberleri olmazdı. Fakat hala düşüyorlardı.
Yolda tüm kar taneleri çığlık çığlığa çığ gibi ilerliyordu. Onların tek amaçları vardı: İnsanların korunurken bile soğuğu iliklerinde hissetmelerine yardımcı olmak. Ürkütücü ve gerçek. Çünkü her kar yağışında bir nebze de olsa herkes hastalanır. Şöminenin başında oturup misket gözleriyle oyuncaklarına bakan küçük kız ile çadırda buz tutan elleriyle ders çalışmaya çalışan minik çocuk da dahil olmak üzere.
Yalnız herkes, farklı şekillerde hastalanırdı. Kimi derdinden, kimi stresinden, kimi de öylesine. Bir bahane de vardı. Yani kimse azrail can aldı demez. Sadece bazı nedenlere dayanarak öldü der.
Tüm bunlar oluşurken ayrılarak yeryüzüne inmeye çalışan kar taneleri, toprağa karışmıştı sonunda. Nitekim ayrı ayrı noktalarda bilinmez karışır bir sıvı oluvermişlerdi.
Ben de battaniyeye sarılmışım boşu boşuna. Isınamıyorum. O kadar çok sıcak bir ortamdayım, ama benim kalbim üşüyor.....