Cama doğru yaklaşıyorum. Dışarısı cıvıl, cıvıl; hava mis gibi. Güneş sanki yaz gelmişçesine insanın içini ısıtıyor. Kışlık kıyafetler artık kaldırılmış, yazı getiren kılıkta dolaşıyor insanlar. Gündüzleri sahil boyu yürüyüş yapan, akşamları yine çayını denize karşı yudumlayan bir kalabalık.
Güneş gündüz ne kadar yakıcı ise, akşam da o kadar serin; adeta karasal iklim yaşıyoruz İstanbul’da. Havasına da suyuna da güven olmuyor; ama nedense kopamıyoruz da ondan. Her köprüden geçişimde gözüm dalar gider o eşsiz manzaraya doğru. Her defasında da aynı düşünce geçer aklımdan: “ İstanbul’a aşığım ” bundan eminim. Nereye gitsem onu özlerim, ne yaparsa yapsın vazgeçemem, döneceğim yer hep orasıdır. Heyecan duyarım her boğaza gittiğimde, başka yerde yaşama düşüncesi içimi acıtır.
Böyle güneşli bir İstanbul gününde daha aklımdan türlü şeyler geçiyor. Düşünüyorum da, güneş herkesi aynı şekilde ısıtır mı? Biliyorum kulağa çok saçma bir soru gibi geliyor; ama birazdan anlayacaksınız ne demek istediğimi. Kışın soğuğundan sıkılırız, şikayet ederiz, havalar ısınsa da güneş açşa filan deriz. Buraya kadar doğru da, acaba içimiz ne durumdadır?
Yüreğimiz buz kesmişse, hatta katılaşmış taşlaşmışsa güneş yeter mi eritmeye. Dışarısı sıcaktır da ya içimiz. O hangi mevsimi yaşamaktadır? Hava ısınmıştır da; acaba biz kışın o ayaz soğuğunda ısınmak için sobanın başına sığınan bir kedi yavrusu muyuzdur ya da üşümemek için bir içki parası dilenen sokak köşelerini kendine mesken edinen yaşlı bir adam mıyızdır?
Güneş ısıttığı halde içiniz titriyorsa, hiçbir içki fayda etmiyorsa ve odun kömür yetmiyorsa; daha soğuklar gitmemiş demektir sizden. Nasıl kalkacaktır kar dağlardan, ne zaman çiçek açacaktır bayırlarda, kim sağlayacaktır güneşin doğmasını hayatımıza?
Böyle bir günde yazıyorum bu yazıyı. Belki benim gibi hissedenler vardır da duygularımızı paylaşır, yalnız olmadığımızı görürüz diye düşündüm. Ben bugün çok üşüyorum, birazdan bir battaniye alıp yatmaya hazırlanacağım. Kim bilir, belki uyandığımda ıslanmış bulurum yastığımı terden, sıcaktan bunalmış bir şekilde hissederim kendimi.
Şimdi siz hangi mevsimdesiniz bir düşünün... İçimizdeki güneş hiç batmasın bundan sonra. İşte artık yenilenme zamanı. Sezen Aksu’nun sözleri ile bitirmek isterim: “ Bırak güneş ısıtsın içini... Bakarsın umduğundan iyi geçer yaz = hAyAt!!!