|
Okul hayatı insan yaşamının en şenlikli dönemidir...
Hele ki liseye kadar olan kısım...
En büyük sorun matematikten alınan zayıf olabilir...
Veyahut beden eğitimi dersinde spor ayakkabının unutulması...
Ebeveynlerimiz de aynı şekilde eğitildi...
Aynı militarist eğitim düzeni onların da neşeli, çocuk, cıvıl cıvıl köşelerini yonttu...
Tek kol aralı hizaya geldiler gür sesli öğretmenin komutuyla...
Kıta dur birki’leri birikti okul bahçelerinde...
“Evladım sen... Arkadaki sen... Kime diyorum!”la sinirlendi her bayrak töreni öncesinde müdür ya da müdür muavini...
Kişinin kendisine seslenildiğini anlaması haliyle imkansızdı yüzlerce öğrenci içinde...
Ama müdür ya da müdür muavini ısrarcıydı:
“Evladım sen... Arkadaki sen... Kime diyorum”...
Okulun giriş kapısından tek sıra halinde geçildi...
Tek tek kontrol edildi öğrenciler...
Okula uygun çorap giymiş mi kız öğrenciler diye bacaklarına bakıldı...
Misal, okulun uygun gördüğü süveter rengi bordoyken, lacivert giyildiyse okula alınmayanlar oldu... Oysa süveter renginden daha önemliydi, iki iç açının toplamının kendisine komşu olmayan dış açıya eşit oluşu... Ve evet girilemeyen ders geometriydi...
Kravatlar düzgün müydü hem?
İlkokuldaydım... Birinci sınıfta...
10 Kasım’da Atatürk’ün ölüm yıl dönümü etkinlikleri düzenleniyor okulumuzda...
Ömrümün ilk resmi dokuzu beş geçesi...
Okulun çatısından keskin bir siren sesi geliyor...
Herkes ‘ebeturabirkiüç’ oynarcasına donmuş durumda...
Elektrikli dev bir testere kulağımı kesecekmiş endişesi uğulduyor kulağımda...
Korkuyorum sesten... Ağlıyorum...
Bir fotoğraf çekiliyor... Ertesi gün gazetede...
“Ata’sına ağladı...”
Yemin ederim korkumdan ağladım!
Kulağım... Sanki kulağım kopacak gibiydi...
Küçük defterime, sağa sola düz çizgiler çizmeyi marifet sandığım bir yaşta Atatürk için ağlayayım isteniyor...
Henüz Ali Rıza Efendi’nin kereste tüccarı olduğunu öğrenmemişim...
Zübeyde Hanım’ın, Atatürk’ün gitmeyi çok istediği okula gitmesine gönlünün razı olmadığını bilmiyorum...
“Senin adın da Mustafa... Benim adım da... Senin adın bundan sonra Mustafa Kemal olsun” bana çok uzak...
Mustafa Kemal’in gençken dayısının tarlasında karga kovaladığı gerçeğine birkaç yıl var...
7 yaşındayım yahu...
Atatürk’ün yarım bıraktığı atılımı tamamlamaktansa...
Çağdaşlık yolunu asfaltlayıp hep ileri gitmektense...
Sadece hikayeler anlatıldı... Ezberletildi...
* * *
En son bin yıl önce şampiyon olmuş, şahane başarılar elde etmiş, bir döneme damgasını vurmuş futbol takımının “ama biz şampiyonduk, kaplandık, fırtınaydık...” demesi ve altyapısından stadına, tesislerinden vizyonuna kadar hiçbir gelişmişlik gösterememesi halidir yaşanan...
Trabzonspor bir durum söz konusu yani...
Yeni şampiyonluklar istiyorsak, geçmişi konuştuğumuz kadar üzerine değerler koyup yükselebilmeliyiz...
Hikayelerle, heykellerle, yüzyıldır aynı şekilde, aynı dar kalıplarda devam eden eğitim düzeniyle olmaz bu...
Alın size okullarımızda benzeri hep yaşanan, böyle giderse yaşanmaya devam edecek tatsızlıklardan biri:
Y.Ç 16 yaşında...
Adana Kız Lisesi’nde okuyor...
Müdür yardımcısı Ayten Yılmaz, okula makyajlı geldiğini iddia ettiği Y.Ç’yi saçından tutarak yukarı kaldırıp azarlıyor...
Seni okuldan atarım diyor...
Y.Ç’nin annesi Hatice Hanım “Kızım asla makyaj yapmadı. Bu bir iftiradır. Ben kızıma gereken terbiyeyi veriyorum. Kızımın eğitim hayatıyla oynanmamalı. Başka bir okula kızımın nakledilmesini istemiyorum” diyor...
Ve “Öğrenci nasıl eğitilir” adlı bir kitap alıp, müdür yardımcısı Ayten Yılmaz’a hediye ediyor...
Ne zarif bir hareket...
Y.Ç’nin anneannesi de, annesi de, ondan sonrakiler de, hulasa hepimiz aynı eğitim kaosundan geçtik...
Artık ne zaman anlaşılacak kontrolcü eğitimin bir işe yaramadığı?
Kalite yönetiminde esas olan; hatayı, sorunu oluşmadan önleyebilmektir.
Birer birer ürünleri kontrol edip düzeltmektense, üretim bandındaki sorun giderilir ve kaliteli ürün elde edilir...
Böylece zamandan, sermayeden, iş gücünden tasarruf sağlanır...
Yarın değil...
Derhal kalite yönetiminin, insan odaklı yaklaşımın baz alındığı bir eğitim için çalışılmalı...
‘Anacım öğrenciler de az değil ama...’
Doğru...
Vallahi de billahi de doğru...
Ama onları en başından doğru eğitemeyen, despot, sıkıcı, yapıcı olmayan, hep potansiyel suçlu gözüyle değerlendiren eğitim müfredatının sonuçları da yadsınamaz...
Zeki Kayahan Coşkun Alem FM
Bu Sayfayı Yazdır
Eklenme Tarihi : 2007-12-14 22:22:26
Değişiklik Tarihi : 2007-12-29 09:42:31
Okunma Sayısı : 4485 |