|
Hani şu eski bayram günleri hikayeleri var ya... İç bayıltıcı bir genellikte, kendileri renksiz, ve unutulmuş renklerden bahseden... Bunlarla başa çıkmanın yolunu buldum sanırım. Düşünün ki bu karşılığı kaybedilmiş, içi boş, dinleyene bıkkınlık veren hikayeler karşılıksız bir gururdan kaynaklanıyor. Ayrıca, bunun üzerine sos niyetine biraz da suçluluk duygusu ekledik mi tamam... Anlatanın durumu (problemi) ortaya böyle konulduğunda kurtulması da kolay oluyor. Artık anlatılan hikayenin ne kadar boş olduğunu değil de bu hikayeyi buraya kadar (tv / radyo, gazete, www, vs.) taşıyacak büyüklükte ne hata yapıldığını araştırmakla bu işkence anlarından kaçmak mümkün oluyor. İşin basit çözümünün ortamı değiştirmek (tv / radyo kapamak, gazeteyi yakmak, Ctrl+F4 vs.) olduğu açık; ama serde analitik inat, gurur ve iddia olunca ortam sizi zaten kendiliğinden ele geçiriyor.
Geçimişimizle gurur duymak istememiz aslında doğal. İnsan kültürü; kazara yap - yaptığını anlat - iyi kısımlarını abart (ballandır) - destanını anlat - oyuncağını üretip sat, şeklinde ilerlediği için doğal. Bu gururun hikayeleştirilmesi de bu doğal akışın bir yansıması. Ama komik olan bunun aslında bir itiraf olduğu ve sadece utancımızı ve çaresizliğimizi sergilediği (hem anlatanın hem de dinleyenin utancını ve çaresizliğini). Elli yıl önce bir bayram yerinde X insanın yaşadıklarının herhangi bir Y insanına yararı nedir? Anlatan size X`lerin neden sizden üstün vasıfta kişilikler olduğunu mu hissettirmeye çalışıyor, yoksa kaybedilen değerleri hatırlatmaya ve yeniden canlandırılmasını sağlamaya mı? Etnografik değeri bir tarafa, aynen tekrarlanacak o bayram eğlencelerinin günümüz "uzay çağı" insanını nasıl çekeceği bir muamma. Ayrıca anlatanın hikaye ettiği "orta oyunu"ndan mı, yoksa yeni alınan ayakkabısından, pantolonundan, şekere-macuna giden harçlığından mı daha çok hoşlandığı belirsiz.
Eğer biz sahip olduğumuz herhangi bir varlık veya başarıdan gurur duyacaksak, gelişmelerin ve iyileştirmelerin onu etkilemesine izin vermeliyiz. Temelde korunacak özelliklerini belirledikten sonra arta kalan kısımlarında bir "gençleştirme"nin olması hem gerekli hem de yararlı. Hikaye bayram olunca bunun temelinde "birlik-beraberlik" olacağını yakalamak kolay, ortaoyunu`nda ise "hiciv-durum-hareket" olarak basitleştirmek de... "Ah, nerede o eski noeller", veya "ah, nerede o eski opera geceleri" diye televizyon programı yapan ülkeler olmadını düşünüyor, var ise hemen bulup görmek istiyorum. Özlenenin tekrarı onun ruhunu yaşatmakla mümkün, cesedini bir mumya gibi tutup ona bakıp ağlamakla değil.
Topraklarımızın içi-dışı-çevresi yaşanmış, geçmiş, hikaye ve kültür kaynarken; tek tip ve zaten yakın zamanda kullanılıp yetersizliklerinden dolayı bırakılmış her bir kırıntının hala gözyaşları ile yaşatılmaya çalışılması komik değil de nedir? Elde edilen en ufak kültür birikimi tabii ki canlı tutulmalı ve varlığı hatırlatılmalıdır. Ama bunun yer ve şekli insanların gündelik hayatına zorla tekrar sokmak şeklinde değil, gerçeğine en yakın halinde tekrarının insanlarımız tarafından ulaşılabilir kılınmasındadır. Sanırım bu noktada bir Anadolu Bayramları ve Eğlenceleri Müzesi kurulması, burada çeşitli eğlencelerin sahnede sergilemesi gibi fikirleri ortaya atmak lazım. Ama orada da herkesin aklı kendi çocukluğundan yarım yamalak hatırladığı hikayelere kayacağı için kimse bir Hitit bayramını sergilemeyi düşünmez... Allah`tan bu fikirlere göre hareket eden yok, yoksa hemen yarın on tane vakıf kurulup bize aynı mealde "otur-konuş-iş yaptın zannet" hikayesi dinletirdi...
Gurur burada neden önemli ve yararlı açıklaması hem çok zor hem de çok basit. İddianız var ise arkasında, yapılmış iş ve başarı olması lazım, "boş olmayan gurur"da böyle oluyor. En iyi zeytinyağını, en iyi çayı, en iyi ayakkabıyı ürettiğinizi iddia ediyor, satışlarınızın yüksekliğinden gurur duyuyor ve bunu gelenekten gelen dedelerinizin mirası ile yapıyorsanız destanınızı anlatmak hakkınız. Ama "geçmişte bir yerde çok iyi şeyler yaptık ama artık yapılmıyor" diye hikaye yazıyorsanız boşa... Ben markaları, ünlüleri, mucitleri, kahramanları yaratanın iddia-başarı-gurur-iddia-başarı-... sarmalı olduğuna inanıyorum, yani kendi kendini teşvikin (motivasyonun) kaynağının bu olduğuna... Kayıpların, hataların ve beceriksizliklerin de bu sarmalı yıprattığını ve onun için her yüksek gönüllü insanın /grubun / firmanın aynı ederde ve başarıda olmadığı düşünüyorum. Belki biraz şansa da etki alanı bırakmak lazım...
Konu ister ÖSS, ister Marmara`nın en iyi zeytini, ister İç Anadolu`nun en iyi ekmeği olsun, her kişinin kendi adını, mesleğinin diğerleri arasındaki konumunu, firmasının başarısını, vesaire biraz da gurur duyulacak bir şey oluşturmaya çalışarak, gerçekçi bir iddia ve bunu destekleyen başarılarla taçlandırmaya çalışmasının gerektiği açık. Yoksa bol lafla adam dövenler ve dili ile beli kırılana kadar çalışana üstün çıkanların gururu acınası çaresizliklerini gizleyen maskeleri, biz onlardan olmayalım...
Çalışmak güzel şey, başarmak kıvanç verici, iltifat almak gururlandırıcı; ama hepsi gerçeklerle, günümüzle, ve bizle ilintili olunca güzel. Hayallerde yaşamak, yaşamadığının itirafı ama kulağı duyana...
Kemal Burak Hanoğlu
Bu Sayfayı Yazdır
Eklenme Tarihi : 2008-02-06 14:35:49
Değişiklik Tarihi : 2008-02-06 14:35:49
Okunma Sayısı : 1788 |