Karanlıklar ıssızdır; biraz korkutucu, biraz da gizemlidir. Kendine has bir yalnızlığı vardır. Nedense gece başlar tüm hüzünler; içimize bir boşluk çöker, kafamız türlü düşüncelerle dolar. Gündüz herşey yolundadır da, ne oluyorsa geceleri sorunlar gün ışığına çıkar karanlıklar içinden.
Karanlığın içinde yaşayan bir adam gördüm gecelerin birinde. Yüzünde mahzun bir gülümseme, gözleri buğulu bakıyordu etrafa. Dışarıdan bakınca, sanki hayatı pürüzsüz gibi anlaşılsa da; ben emindim derinlerde başka bir hayatı vardı. Gizemli bir durum seziyordum duruşunda, konuşması da mesafeliydi.
Belli ki çok kalp ağrısı yaşamış, hayal kırıklığı ile güvenemez olmuştu yeni insanlara. Sınırını çok iyi koruyordu, asla somurtmuyordu; ama gülümseyişi de kararındaydı. Bir otokontrol geliştirmiş kendine dış etkenlere karşı. Ne kadar seversem o kadar üzülürüm, ne kadar iyilik yaparsam o kadar kötülük görürüm der gibi; güvensizlik taşıyordu ruhunda.
Oysa ki eğlenceli bir çevresi vardı. Her gece kalabalıklar içinde hayatını geçiriyordu. Sevenleri çoktu ya da sever gibi gözükenleri. Onun mizah duygusu sarıyordu ortamı, olduğu yerde hüzün dağılıyordu istemeden de olsa. Bütün o eğlencenin içinde hüzün de vardı. Bu adeta bir paradoks gibiydi.
Garip bir ikilem yaşıyordu bence. Dışarıya yaydığı mutluluk veren bir hava ve de içinde taşıdığı, hiç göstermediği, açığa çıkmamış duygu yoğunluğu. Aslında dıştan gözükenin koruma amaçlı örülmüş bir kalkan olduğu ve onun bunu bilerek, isteyerek geliştirdiği aşikardı. İçini çok az insan görebilirdi.
Bende sanırım bunu başarabilme yeteneğine sahip tek kişiydim onun adına. Nasıl, ne zaman açmıştı ruhunu da; ben içindeki hüznü görebilmiştim hiç belli değil. Bunun için çok zaman da olmamıştı zaten. Sınırlı saatlerde çözmeyi başarmıştım gerçeği.
Her insanın iki tarafı yok mudur? Dış görüntü içimizin kamuflesidir aslında. İnsan bütün eksiklerini, korkularını ve yıkıntılarını bu şekilde gizlemeye çalışır. İşte bu zıtlığı çözebilmek de herkese nasip olmaz. Gecelerdeki yalnız adamın hayatına tanık olmuştum. Onun için bu yaşamın ne kadar zor gelebildiğini hissetmiştim.
O da benim anladığımı anladı sanırım, hatta bu durumdan memnun bile oldu. İzinsiz çiçek koparan bir çocuğun, yakalanınca yüzünde beliren suçluluk duygusuyla gözlerimi kaçırmaya çalıştım; ama nafile. Gözler ne zaman yalan söylemeyi başarabilmiş ki, şimdi olsun.
İşte bu, gecelerden birinde, iki farklı insanın birbirinin hayatlarına tanık oluşunun ve bundan aldıkları sonsuz keyfin hikayesi. Bir gecelik bile olsa...