Düşünüyorum. Çok sessiz ve anlamsız düşünüyorum. Bu gün bilerek, ruhumda anlatım bozuyorum. Satırlarımın arasında kelime kovalıyorum. Hem de bir yirmi dört saatin diğer bir yirmi dört saati kovaladığı zaman boyutunda.
Bunu niçin yapıyorum, bilmiyorum. Aslında bilmek de istemiyorum; hep depresif, boğuk yaşamak istiyorum. Öylesine istiyorum ki; derman bekleyen, tabip bekleyen hastaların tabipsiz dermanlarına yaz sıcağında, bir sonraki seneye umutsuzca, yakında ölürcesine, randevulaşarak istiyorum. Çünkü; ezberimi bozamıyorum, düşüncelerimi hep kasıyorum, kastıkça farklı şehirleri keşfediyorum.
Öyle bir şehir ki; her şeyiyle dönüyor, dönüp dolaşıp düşüncelerimi kurcalayan döngüye saplanıyorum. Düşünüyorum, bu şehirde bir şeyler dönüyor ve dönüyoruz; altındaki yer küreyle dönüyoruz, işten dönüyoruz, okuldan dönüyoruz, evden dönüyoruz, köşeden dönüyoruz, direkten dönüyoruz, hayattan dönüyoruz, sözümüzden dönüyoruz, doğru yoldan dönüyoruz, asansörde sırt sırta dönüyoruz ve birbirimize çok soğuyoruz, en önemlisi düşüncelerimizden dönüyoruz.
Hikaye bu ya; tepedeki kartal yuvasından aşağıdaki tavuk çiftliğine yuvarlanan kartal yumurtasına sahip çıkan tavuklar, bir süre sonra yumurtadan çıkan kartal yavrusuna tavuk muamelesi yapıyor ve küçük kartal kendini tavuk zannediyor ve tavuk gibi yaşamaya başlıyor. O da haklı çünkü; çevresi bu. Bir parça zaman diliminden sonra büyüyen kartal, uçan kartalları görüp onlara gıpta ediyor. Uçma isteğini tavuklara söylüyor; ancak her seferinde kendisine sen tavuksun uçamazsın, yapamazsın, edemezsin deniyor. Zavallı kartal tavukların sözleriyle bir tavuk gibi yaşıyor ve hiç uçmadan ölüyor...
Hayatınızdaki tavukları dinlemeyin. İçinizden ne geliyorsa onu yapın. Yani uçun, uçun ki; size engel olan sadece önündeki yemini yiyen tavuklar utansın ve hesap vermeye muhtaç bırakılsın. Bilakis ve özellikle behemehal uçarken çok sert düşünün; ama karamsar olmayın, düşüncelerinizden dönmeyin.
Unutmayın ki; “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.” Bakın bu da döndü…