Neredeyse bir aydır bu başlığı kafamda kuruyorum. Dubai üstüne bir yazı yazmak istiyordum. Herkesin dünyadaki bütün yerler hakkında aşağı yukarı bir fikri vardır diye düşünüyorum. Fiziken gidip görmeseniz bile televizyondaki gezi programları uzakları evinize getirmeye çalışıyor. Gezi kitapları da bir derece bunu sağlayabiliyor. Peki ama bir yerin sırrına erebilmeniz mümkün mü?
Dubai hakkında ne biliyoruz? Ara sıra elektronik posta kutumuza düşen “Dubai 2010” başlıklı elektronik postaların eklerindeki fotoğraflara bakıp, “vay be adamlar neler yapıyor!”, “tabi canım petrol parasını nereye harcayacaklarını şaşırmışlar, denizi dolduruyorlar...” ya da “bence boşuna uğraş her yer herşey yapay görünüyor...” gibi yorumlar yapıyoruz belki de. Dubai’ye ilk kez Hindistan dönüşü gitmiştim. Bir önceki yazımı okuyanlar tahmin edecektir, Dubai’yi o zaman çok rahatlatıcı ve güzel buldum, aslında hala da öyle.
Geniş caddeler, lüks alışveriş merkezleri, gökdelen tarlaları, eğer kalmıyorsanız bahçesine bile girilmesine izin verilmeyen 7 yıldızlı Burj El Arab otelinin bulutların arasındaki mavi beyaz görüntüsü, Arapların elbise üzerine giydikleri montlarla “soğuk hava ve kayak” deneyimi yaşadıkları yapay kapalı kayak pisti... Bütün bunlar dünyanın bu noktasında bir arada sunuluyor. Turistleri buraya çeken yanı sadece “yapay” güzellikler değil tabi, vergisiz alışveriş imkanı ve Avrupa-Uzakdoğu arasındaki havayolu lojistik imkanları da önemli faktörler. Dünyanın bu küçücük ülkesinin, daha doğrusu Birleşik Arap Emirliklerinin yedi emirliğinden biri olan bu küçücük yerin, nasıl oluyorda 10 yılda yoktan var edildiğini düşünüyor insan.
Dubai’de uzunca bir süredir yaşayan yabancı bir arkadaşıma “Dubai’nin 10 yılda yoktan var edilmesinin sırrı nedir?” diye sorduğumda “Dubai Emiri El Maktum, dünya üzerinde Dubai’nin yerini belirleme arzusuyla başlamış herşeye, büyük bir havaalanı ve iyi hizmet veren bir havayolu şirketi kurmuşlar, bunu ülkedeki alışverişin ve ücretin “vergisiz” olması izlemiş. Bir başka önemli nokta da Dubai Emiri’nin söylediğini yapmasıdır.” dedi. Bunu pek anlamadığımı söyledim. “Dubai Emiri önce ortaya başka kimsenin girmeye cesaret edemeyeceği bir proje koyar, sonra da onun gerçekleştiğini gösterir” dedi. “Bu da insanların Dubai’ye olan merakının devam etmesine neden oluyor” diye ekledi. Örneği hemen buldum; denizi doldurarak yapmaya çalıştıkları dünya haritası şeklindeki adacıklardan sağlayacakları gelir, projenin maliyetinden oldukça azdı. Denizin, adacıkları bir iki kez ortadan kaldırdığını duymuştum çünkü. Demek ki dedi arkadaşım “uzak görüşlü liderler ve onların yaptıklarını görmeye gelen insanlar Dubai’nin sırrı...”
Romantik bir anımda ona inanabilirdim. Bir yerin sırrına sadece bazı bilgilere dayanarak erişemeyiz sanıyorum. Olsa olsa bütün bunlar bize bir takım bakış açıları yaratabilir. Kapitalizm olgusu altında para ile ilişkili olan hiçbir faaliyetin sadece uzak görüşlü liderlerin kararlılığının sonucu olmadığını düşünüyorum. Dubai’nin fazla petrol gelirinin olmadığını biliniyor. Şeriata dayalı bir yönetim şekli olsa da kendinizi herhangi bir Avrupa şehrinde gibi hissediyorsunuz. Bu cümle bile çelişkinin oradan kalkmasına neden olan bazı dengelerin çalıştığını düşündürüyor insana. Şehrin gelişimi petrol dışı bir gelirle besleniyor belli ki. Belki de karşılıklı sağlanan faydalarla çok uluslu şirketler buraya çekiliyor ve bir şekilde çekim merkezi yaratılıyor ve bu sarmal büyüyerek gelişiyor. Kısaca kapitalizmin geliştiği ülkeler belki de Dubai’ye “Geliş diyor, bize fayda sağla, biz de senin hayallerini besleyelim...” Alan razı satan razı gibi görünüyor uzaktan.
Daha yakın bir bakış açısından ise, insan boyutunda sınıfsallığın yansımalarını görüyorsunuz. Ülke ile ilgili esas bakılması gerekenler, hizmet sektöründeki Hintliler, Pakistanlılar ve Filipinliler ile yöneten taraftaki Batılılar ve ülkenin sahibi Araplar arasındaki ilişkiler aslında, gökdelenlerin ne kadar boy attığı değil...