Ne güzeldir Cumartesi günleri dimi? Oldum olası sevmişimdir; o gün çıkıp hava almayı, yürümeyi, gezmeyi hatta evde bile oturmayı. Bütün bir Cuma günü ertesi gün olsa da diye hayaller kurulur, planlar yapılır ve heyecanla beklenir. O gece geç saatlere kadar oturulur, eğlenilir; kimileri evde, kimileri dışarda…
Uyuduk uyandık; peki ya ertesi gün yani Pazar gelir çatar. O sabah nedense kalkılmak istenmez yataktan, biraz daha ertelenir güne başlamak ve acaba hiç çıkmasam mı yataktan bile denir. “ Nedendir hiç düşündünüz mü? ” ya da doğru soru şu: “ Siz de böyle duygular yaşıyor musunuz benim gibi? ”.
Ben oldum olası sevemedim Pazar gününü. Ne okurken, ne tatillerde, ne de çalışırken. Her Pazar düşünürüm; neden böyle diye? Öyle bir gündür ki; bir tarafın evde kal der, bir yanın ise çık der; ama aslında ikisini de yapmak istemezsin. Sonuç ise; bomboş, amaçsız ve sıkıcı geçen bir gün. Hani psikolojik açıdan yaklaşırsak; ertesi günün haftabaşı olması ile bir alakası var mıdır acaba? Bence yok, en azından benim açımdan.
Hava güneşli olsa, dışarısı bilirsin ki ana baba günüdür, sokaklar kalabalık, mekanlar full çeker, parklar çocuklu ailelerle dolu; artık nereye gitsen nefes alamazsın insanlardan. Hava kapalı olsa, evde oturayım bütün gün miskinlik yapayım dersin; güzel bir yemek, en sevdiğin film dvdleri ve sıcacık battaniye keyfi…
Sizleri duyar gibiyim: Pazar günü yarım kalan işlerimi tamamlıyorum, ya da yarın ki toplantının hazırlıklarını yapıyorum, ya da haftaiçi vakitsizlikten yapamadığım ev işleriyle ilgileniyorum diyorsunuz. Haklısınız! bunların hepsi yapılabilir. İstatistiksel olarak bakarsak; kamu sektöründe çalışanları çıkarırsak, özel sektörün birçoğu cumartesi günleri de çalıştığını göz önüne alarak, Pazar günü ilaç gibi geliyordur; dinlenmek ve deşarj olmak adına. Bana sorarsanız; tek büyük keyfi geç kalkmak ve brunch denilen o büyük kahvaltıyı yapmaktır, sonrasında ise kahve yudumlayarak gazetelere göz atmak.
Her ne olursa olsun, istemem Pazar olsun, pazara da cumartesi mi desek acaba?, belki işe yarar ne dersiniz? Adından, suyundan ya da huyundan bilemem ama, bana kendini sevdirmesi için çok çabalaması gerekiyor. Robinson amcamız Cuma adını vermiştir de; ben Pazar adını vermeyi düşünemem kimseye!!!
Böyle bir rahatsızlık var mıdır ki? Pazarfobi, pazaroksia, pazarağrısı gibi… Kim bilir belki de vardır bir araştırmak lazım gele. Hadi! bütün Pazar sevmeyenler olarak birleşelim, sesimizi duyuralım, çocukluğumuza inelim neden bulmak adına ya da el ele tutuşup pozitif enerji yayalım da atalım bunu üzerimizden.
Sonuç olarak, ne gün olursa olsun; eğer nefes alıyorsak, seviyorsak, seviliyorsak şükretmeliyiz. Hayat, herşeye rağmen yaşamaya ve tadını çıkarmaya değer. Yeni bir güne başlarken; derin bir nefes alalım, havayı içimize çekelim ve mutlu olalım. Pazar olsa bile…
Bir dahaki yazıda buluşmak dileğiyle, esen kalın, hoşçakalın, en önemlisi sevgiyle kalın…
İyi pazarlarJ