Daha küçük bir kız çocuğuydum, aşkla ilk tanıştığımda. Kendimi bile tanıyamazken, anlayamazken onu çözmeye çalıştım. İlk görüşte vurulmuştum; hani gözleri gözlerine değer ve o an karnın ağrımaya, kalbin hızlı hızlı atmaya ve bütün vücudun senden izinsiz değişimlere uğramaya başlar ya.
Neye uğradığımı şaşırmıştım. Ergenlik döneminin verdiği değişimlere alışmaya çalışırken; bu çok ağır bir darbe indirmişti, hem ruhuma hem bedenime. Hatırladıklarım; o zaman için çok çocukça, saf ve temiz duygular olduğuydu. Aşkın ne demek olduğunun ilk defa farkına varmak; hiç kirlenmemiş, kullanılmamış, paketi açılmamış hediye gibi mis kokan duygular yaşamak.
Heyecanımı şimdi bile hissedebiliyorum düşününce; nasıl her gece resmine bakıp ağladığım, karşısında nasıl saçmaladığım ve yaşadığım kıskançlıklar hepsi gözümün önünde. Platonik aşklar bir yandan mutlu ederken, bir yandan acı verir. Onu görmek için yolunu değiştirmek, sohbet açmaya bahane olan anlamsız konuşmalar yapmak, kendini ona beğendirmek adına hazırlığa girmek vb. gibi daha çok sayılabilir.
Acı veren tarafı ise; birlikte olamayacağını, onun sana göre olmadığının bilincinde ve asla seni aynı duygularla sevemeyeceğini bilerek yaşamak düşüncesi. Kalbin o kadar acır ki bunları düşününce; ama bir yandan da hayallere dalarsın sürekli; içinde onun olduğu birçok güzel gelecek planları. Gözünün önüne getirirsin ve yüzüne bir gülümseme yapışır; dışardan biri görse deli diyeceği kesindir kendi kendine gülen bu ifadeye.
Onlar nerden bilebilir ki; gözyaşlarından şişen gözlerle sabaha uyandığını, onsuz bir hayatın zindan geldiğini ve karşılıksız aşkla bağlandığın bu kişinin uğruna açtığın hasarları. Uzaktan söylemesi kolaydır; kimse anlayamaz senin içinde kopan fırtınaları, zaten anlatsan da boş gelir belki. Hep seni asla tatmin etmeyecek, içindeki ateşi söndürmeyecek sözlerle avutmaya çalışırlar. Bilmezler ki; senin her geçen gün ona daha çok bağlandığını ve en kötüsü nefret ettiğin halde çoğu zaman ona daha çok yaklaştığını.
Bunların sadece çocukluğun verdiği, kendini tanıma evresinde bir genç kızın hisleri olduğunu sanırdım; ama yanılmışım. Aşkın gerçekten yaşı yokmuş ve verdiğin tepkiler asla değişmiyor, 15 de olsan aynı 25 de. Aradan geçen 10 yıl sadece senin kendini keşfetmeni, hayatı öğrenmeni, kendi ayakların üstünde durmanı sağlıyor ve olgunlaşıyorsun; ama aşk hiç değişmeyen bir duygu ve hep çocuk kalıyor, tıpkı 10 sene önceki halinde.
Aynı saflık, temizlik ve savunmasızlıkla; seni yine onun karşısında güçsüz bırakıyor, ağzından çıkacak bir kelimeyi heyecanla bekliyorsun ve onu mutlu etmek adına kendini çırpınırken buluyorsun. Tek beklentin, onun da seni sevmesi o kadar. Sevsin yeter, başka ne istenir ki zaten.
Bu yazı bütün platonik aşklara uğur getirsin. Aşk ne olursa olsun yücedir; doya doya yaşayın ve karşılık beklemeyin. Bırakın siz de kalsın, ilk günkü büyüsüyle ve de teşekkür edin onlara bu duyguyu size yaşattıkları için...